20 Aralık 2016 Salı

BİRİ VE DİĞERİ


BİRİ: Hayat mı ölümü var eder, ölüm mü hayatı yok eder?

DİĞERİ: Horoz demiş ki; ben koyar geçerim!

BİRİ: Hö?

DİĞERİ: Tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan misali bir şey sordun ama...

BİRİ: Benim sorumda horoz kim oluyor peki? Sen mi?

DİĞERİ: Hayır. Tanrı!

BİRİ: Azrail?

DİĞERİ: Fark etmez. Senin soruyu ikisine de sorsak horozun verdiği cevap uygundur.

BİRİ: Budur yani?

DİĞERİ: Uygundur.

BİRİ: Peki... Ölüm hayata muhtaçtır değil mi? Hayat yoksa ölüm de yoktur. Ya hayat ölüme muhtaç mıdır?

DİĞERİ: Horozun cevabı---

BİRİ: Başlatma lan horozuna! İbibik! Sen cevap vereceksin!

DİĞERİ: Hayat sonsuz değilse eğer, bu ölümün sayesindedir.

BİRİ: Yanisi?

DİĞERİ: Eben! Ölüm diye bir şey olmasaydı hayat sonsuz olurdu yanisi. Hayat ta ölüme muhtaçtır yanisi. Sonsuz olamayacağı için...

BİRİ: Sonsuz olamayacağından emin miyiz peki?

DİĞERİ: Geberince emin olursun.

BİRİ: Şu an olmak istiyorum!

DİĞERİ: Şu an geber o zaman hayret bir şey!

BİRİ: Gebermeden---

DİĞERİ: Hay ağzına eline koluna sıçalar!

BİRİ: Tamam çirkinleşme! Peki... Ölümden öte köy var mıdır?

DİĞERİ: Tahtalı köy neredeydi?

BİRİ: Cıvımadan lütfen.

DİĞERİ: Hakikaten yok! Ölümden öte köy yok, bi cacık yok sonrasında... Ama... Hayattan da ne köy olur ne de kasaba!

BİRİ: Berhudar ol!

                                                                                                                                          aygün kabuk

24 Kasım 2016 Perşembe

GÖNLÜMÜN UCUNDAKİ CÜMLELER


DÖRT MEVSİM VAR AMA DÖRT DÖRTLÜK BİR MEVSİM YOK!


İKİ NEDEN VAR DOĞMAK İÇİN... YAŞAMAK VE ÖLMEK... AMA BİR NEDEN YOK NE YAŞAMAK NE DE ÖLMEK İÇİN...


GÖKYÜZÜNDE YALNIZ GEZEN YILDIZLAARRĞĞ! TAKIMYILDIZLARA  KATILMAYI DÜŞÜNMEZ MİSİNİZ?


HER ÖLÜM ERKEN ÖLÜMSE, HER HAYAT ERKEN HAYAT, HER DOĞUM ERKEN DOĞUM OLABİLİR! TIP DÜNYASI SARSILABİLİR!


VAR YA, DOKUNSAN AĞAYACAK HALDEYİM. AMA DOKUNSAN GÜLERİM, TİKİM VAR BENİM...


KİME KÜSTÜM, NİYE KÜSTÜM BİLMİYORUM... HELE Bİ DE BU BELİRSİZLİĞE HEPTEN DARGINIM!


ÖYLE AKILLI HİSSEDİYORUM Kİ BAZEN KENDİMİ... KAFAMDA ZIRDELİ SORULAR... SORUSU OLMAYAN CEVAPLAR...


DÜŞÜNÜYORUM; ÖYLEYSE VARIM YOĞUM AKLIM!


SOSYALİZM EVLADİYELİK BİR REJİMDİR. YARININ DÜŞÜYLE BUGÜNÜ KEYİFLENDİREN...







YA ÖTEKİ DÜNYANIN DA ÇİVİSİ ÇIKMIŞSA? ÇİVİ ÇİVİYİ SÖKER Mİ Bİ DE?


KİMİLERİ ALÇAKGÖNÜLLÜDÜR, KİMİLERİ ALÇAK VE GÖNÜLSÜZ...


ÇOK YIL OLDU AYRILALI AMA HAYATIMIN AZ ÖNCESİ'SİN SEN HEP...


EŞEĞİ SAĞLAM KAZIĞA BAĞLAMIŞLAR. EŞEK YİNE EŞEK YİNE EŞEK!


HER ŞEY ÇOK DAHA GÜZEL OLACAK DİYORSUN AMA HİÇBİR ŞEY GÜZEL OLMADI Kİ DAHA, DAHA'SI OLSUN!


                                                                                                                       aygün kabuk






8 Kasım 2016 Salı

BİRAZCIK SEN...

seninle mucizevi şeyler yaşayalım demiyorum

sensiz yaptığım basbasit şeylerin içinde birazcık 'sen' olsun istiyorum...

sen olmasan da çayıma şeker atabilirim ama birazcık sen at istiyorum

sen olmasan da sigaramı bitirebilirim ama birazcık sen bitir istiyorum

sen olmasan da kendime sövebilirim ama birazcık sen söv istiyorum

sen olmasan da yorgun olabilirim ama birazcık sen yor istiyorum

sen olmasan da montumun önünü kapatabilirim ama birazcık sen kapat istiyorum

sen olmasan da salaklıklarıma gülebilirim ama birazcık sen gül istiyorum

sen olmasan da evin anahtarını unutabilirim ama birazcık sen unut istiyorum

sen olmasan da gözlüğümü çıkarabilirim ama birazcık sen çıkar istiyorum

sen olmasan da suskun olabilirim ama birazcık sen sustur istiyorum

sen olmasan da haberleri okuyabilirim ama birazcık sen oku istiyorum

sen olmasan da işe geç kalabilirim ama birazcık sen geciktir istiyorum

sen olmasan da kızgın olabilirim ama birazcık sen kızdır istiyorum

sen olmasan da geceleri uyuyamayabilirim ama birazcık sen uyutma istiyorum

sen olmasan da yaşlanabilirim ama birazcık sen yaşlandır istiyorum

  sen olmasan da

    yaşayabilirim

      ama hayatımda

        birazcık da olsa

          'sen' olsun istiyorum...


                                                                                                                          aygün kabuk

27 Ekim 2016 Perşembe

HAYATI CÜMLE İÇİNDE KULLANMAK (İNSAN)

                                      İNSAN


İNSAN; DÜŞÜNCE GÜCÜYLE ÇALIŞAN CANLIDIR.


İNSAN; YAŞAMAYA MERAKLI ÖLMEK ÜZERE OLAN BİR SÜRELİĞİNE CANLIDIR.


NETİCEDE İNSANIZ, İÇİMİZDE BOK VAR, DÜNYANIN İÇİNE SIÇARIZ!


İNSAN GİBİ YAŞAMAK AMA HAYVAN GİBİ GÜLMEK İSTİYORUM!


İNSANLIK İNSAN ÜSTÜ BİR KAVRAMDIR.


EN SADIK HAYVAN İNSANIN İÇİNDEKİ HAYVANDIR. ASLA BIRAKMAZ SENİ!






İNSANLIĞIN DİNİ YOKTUR, İNSANLARIN DİNİ VARDIR.


İNSANLIK ÖLMÜŞ DEĞİL, ÖLDÜRÜLMÜŞ! TABİ Kİ İNSANLAR TARAFINDAN!


SADECE GÜLERKEN VE ÖLÜRKEN İNSANLIKTAN ÇIKMAK LAZIM...


HER İNSAN DOĞAR,BÜYÜR,ÖLÜR... AMA BAZI İNSANLAR ŞANSLI DOĞAR,BÜYÜR,ÖLÜR...


İNSAN DOĞULMAZ, İNSAN OLUNUR!


İYİ İNSANLAR İYİ Kİ VARSINIZ... KÖTÜ İNSANLAR İYİ Kİ AZSINIZ!


                                                                                                                      aygün kabuk





13 Ekim 2016 Perşembe

DEYİŞİK SÖZLÜK 3


KIKIRDAK: çok gülen kız

YAZAR KASA: dünyanın en fazla kazanan yazarı

UYUŞUK: fikir olarak birbirleriyle uyuşan insanlardan                                    her biri

ÖLÜM: hayatın en can alıcı noktası

ATASÖZÜ: uzun lafın kısası

DOKTOR: hasta bakıcı

SUTYEN: meme korkuluğu

KABİLE: dans topluluğu

İHTİYAÇ: olmazsa olmaz

LÜKS: olmasa da olur



UÇAK: toplu uçurma aracı

TANRI: eser sahibi

REKLAM: tüketici oltası

PORNO: özendirici yayın

AMELİYAT: kurtarma operasyonu

OKSİJEN: hayati gaz

DÜĞÜN: çiftleşme merasimi

EBEVEYN: insan üreticileri

SİGARA: zevk çubuğu

MUTLULUK: kısa ömrün karı

                                                                                                                      aygün kabuk

10 Ekim 2016 Pazartesi

BAK! ALTYAZI GEÇİYOOO!

DÜN GECE E-5'TE MEYDANA GELEN ZİNCİRLEME KAZADA HERKESİN SADECE BURNU KANADI!


"YAZSAM HAYATIM ROMAN OLUR!" DİYEREK KENDİ HAYATINI KALEME ALAN ADAMIN KİTABI OTOBİYOGRAFİ OLARAK YAYIMLANDI!


TAŞIMA SU İLE DEĞİRMEN DÖNDÜREN LAZ MUCİT, DEVLETİN ELİNDEN TUTMASI HALİNDE LAFLA PEYNİR GEMİSİ YÜRÜTEBİLECEĞİNİ AÇIKLADI!


FLAŞ FLAŞ FLAŞ! HAYATIN ANLAMI BULUNDU! AMA AKABİNDE HEMEN KAYBEDİLDİ!


DÜNYALILAR TARAFINDAN KAÇIRILDIĞINI VE ELLERİNDEN ZOR KURTULDUĞUNU İDDİA EDEN BİR UZAYLI KARAKOLA SIĞINDI!


"ESKİ KÖYE YENİ ADET GETİRECEĞİM!" SEÇİM VAADİNDE BULUNAN MUHTAR ADAYI SADECE BİR OY ALDI!


DÜNYAYA GELEN BEBEKLERİ İÇİN "BİZ DAHA İYİSİNİ YAPANA KADAR EN İYİSİ BU!" DİYEN BABA HASTANEDEKİ DİĞER BEBEK SAHİPLERİ TARAFINDAN LİNÇ EDİLMEK İSTENDİ!


FLAŞ FLAŞ FLAŞ! AYI, YAVRUSUNU SEVERKEN ÖLDÜRMÜŞ!


BİR GRUP NOKTASEVER VATANDAŞ 'NOKTALI VİRGÜL' TABİRİNİN KENDİLERİNİ RENCİDE ETTİĞİNİ BELİRTEREK NOKTALI VİRGÜL'ÜN 'VİRGÜLLÜ NOKTA' OLARAK DEĞİŞTİRİLMESİNİ TALEP EDİYOR!


FERRARİ'SİNİ SATAN BİLGE'NİN LAMBORGHİNİ ALDIĞI ORTAYA ÇIKTI!


                                                                                                                                    aygün kabuk

5 Ekim 2016 Çarşamba

ÖLÜMDEN SONRA HAYAT VAR MI?

Bir kaç kişiye sorduk işte... Aldığımız cevaplar şu şekilde...

Ölümden sonra hayat var mı?
Daha kaç kere ölücez anasını sateyn!

ölümden sonra hayat var mı?
Ölümden önce var mı ki ölümden sonra olsun yahu!

Ölümden sonra hayat var mı?
Ölen için hayır, yaşayan için elbette!

Ölümden sonra hayat var mı?
Valla şartlar uygunsa ben yine yaşarım be hacıt!

Ölümden sonra hayat var mı?
Ölümden sonra varsa, doğumdan önce de olabilir... Hangi birini yaşıyoruz, yaşadık, yaşıycaz... N'oluyo lan!

Ölümden sonra hayat var mı?
Var ki ölüyoruz! Hayret bişiy!

Ölümden sonra hayat var mı?
Varsa da aynı bokun lacivertidir, Umrumda değil ne bu dünya ne öteki ne beriki!



Ölümden sonra hayat var mı?
Çok merak ediyosan bi öl bak!

Ölümden sonra hayat var mı?
Var var. Ama ben ona takılmıyorum. Ölümden sonraki hayatın da bir ölümü varsa sıçarım ben böyle işe!

Ölümden sonra hayat var mı?
Olduğunu bilsem bi dakka durmam hemen ölürüm!

Ölümden sonra hayat var mı?
Var ya da yok yaşamadan bilemeyiz. Ya da ölmeden... Amaaan! Her neyse işte!

Ölümden sonra hayat var mı?
Varsa da ben yokum! Eee yeter yaşadık işte!

Ölümden sonra hayat var mı?
Ben bu hayatın yabancısıyım kardeş, Başkasına sor...

                                                                                                               aygün kabuk

22 Eylül 2016 Perşembe

HAYATI CÜMLE İÇİNDE KULLANMAK (AŞK)

Aşk; gönüllerin yavşamasıdır.

Kuru kuru aşk karın doyurmaz yavrum! Sırılsıklam aşık olmak lazım!

Aşk bir sudur, içir içir kudurt!

Aşk karın doyurmaz yavrum! Ama gönül doyurur...

Birinci derece yanıklar: Platonik aşıklar!

Aşk bir iddiadır ve henüz ispatlanmamıştır.

Kelimeler yetmiyorsa aşkını tarif etmek için, yeni kelimeler üretmelisin!

Aşk bilimsel bir olgudur, kalp boşluğuna dolgudur.

Hiç pas vermiyorsun, çok bireysel takılıyorsun, halbusi aşk takım oyunudur, galibiyetimizi riske atıyorsun!

Kimileri aşık olur, kimileri aşk olur...

Aşk kadını, aşk adamı değil de, aşk insanı olmak lazım önce...

Bir garip aşk güftesiyim, daha bestelenmemiş bile...

Aşk; "Seni seviyorum!" diyebilmektir.

                                                                                                                                aygün kabuk

20 Eylül 2016 Salı

DÜŞÜNÜYORUM, ÖYLEYSE VARIM...

Düşünüyorum, öyleyse ben bir hayvanım, ee insan düşünen hayvandır!

Düşünüyorum, öyleyse hayat size güzel haamıınaa!

Düşünüyorum, öyleyse varım, ne olur beni de aranıza alın!

Düşünüyorum, öyleyse varım, düşünmeyeni yok sayarım!

Düşünüyorum, öyleyse düşünce diye bir şey var...

Düşünüyorum, öyleyse atın beni denizlereeeğğ! Yalan dünya size kalsınnğğ!

Düşünüyorum, düşünürken gülemiyorum ama ne iş? Güldürürken düşünmek diye bir şey yok bence...

Düşünüyorum, öyleyse çalsın sazlar oynasın kızlaaarrğğğ!

Düşünüyorum, öyleyse varım, yokluğumu düşünmek bile istemiyorum!

Düşünüyorum, öyleyse bir boka yaramalıyım!

Düşünüyorum, öyleyse beyin bedava!

Düşünüyorum, düşünüyorum da, öyleyse niye olmayayım? he?

Düşünüyorum  da, ben öyle düşünmüyorum, sizin için ben yokum di mi?



Düşünüyorum, düşünürken yılan bile dokunmaz! Ben n'aaptım linç edilecek!

Düşünüyorum, öyleyse varım, sen de beni düşünürsen tamamım!

Düşünüyorum, öyleyse varım, emeği geçen herkese minnettarım!

Düşünüyorum, öyleyse kafam çalışıyor ya la!

Düşünüyorum, öyleyse varım, ama siklenmiyorum, varlık içinde yokluk yaşıyorum...

Düşündürüyorum, öyleyse sayemde varsın! Bi de böyle düşün!

Düşünüyorum, öyleyse aklımı seveyim aklımı!

Düşünüyorum, öyleyse varım, seni düşünüyorum ama sen yoksun!

Düşünüyorum, öyleyse buyurun beraber olsun, paylaşalım...

Düşünüyorum, öyleyse varım! Hamdi Bey'e şükranlarımı sunarım.

Düşünüyorum, öyleyse varım, varlığım yeter zaten... Hıh!

Düşünüyorum, öyleyse siz de düşünün lan, bi mal ben miyim!

Düşünüyorum, öyleyse hayat devam ediyor...

Düşünüyorum, öyleyse düşünce özgürlüğü var... mı acaba?

                                                                                                                                          aygün kabuk


8 Eylül 2016 Perşembe

DEYİŞİK SÖZLÜK 2

TELEVİZYON: yapay zeka

KADER: hayat sınavının her bir şıkkı


SİYASET: idare edememek


ÖLÜM: bir yok olma biçimi


AYRILIK: kavuşmanın piç olması


ÇAY: sıcak ab-ı hayat


TRAFİK: yerinde saymak


ÇOCUK: taslak halindeki insan


ORMAN: ağaçların kankalığı


SEKS: dürtülerin birbirini dürtüklemesi


AŞK: sevgiyi aşmak




VEDA: gitmeyi kabullenmek


RUH: boş gezenin boş kalfası


UYKU: hayata kısa bir ara


SORU: cevabı sormak


DİN: tanrıya meydan okumak


EMEK: sömürgeciliğin hammaddesi


EVRİM: kendini geliştirmek


ADALET: hakkımı yiyen bok yesin'cilik


GÖKYÜZÜ: uzayın suratı


GENÇLİK: ömrün fragmanı


DÜNYA BARIŞI: uzaylı medeniyetlerin savaş sonrası dünyada imzaladıkları antlaşma


                                                                                                                    aygün kabuk

6 Eylül 2016 Salı

NEYSE NE

zorsa hayat
kolay olmamalı ölüm


                                             başlangıçsa ölüm
                                             son olmamalı hayat

anlamlıysa hayat
saçma olmamalı ölüm


                                             ciddiyse ölüm 
                                             komik olmamalı hayat

güzelse hayat
çirkin olmamalı ölüm


                                             erkense ölüm
                                             geç olmamalı hayat

soruysa hayat
cevap olmamalı ölüm


                                             kaybetmekse ölüm
                                             kazanmak olmamalı hayat 

esaretse hayat
özgürlük olmamalı ölüm


                                             iyiyse ölüm
                                             kötü olmamalı hayat

sebepse hayat
sonuç olmamalı ölüm


                                             kavuşmaksa ölüm
                                             ayrılık olmamalı hayat

hayalse hayat
gerçek olmamalı ölüm


                                             cennetse ölüm
                                             cehennem olmamalı hayat

eksikse hayat
fazla olmamalı ölüm


                                              yoksa ölüm
                                              var olmamalı hayat

neyse hayat
o olmalı ölüm...

                                                             aygün kabuk

5 Eylül 2016 Pazartesi

...DEDİĞİM GİBİ 3

İNSANLIĞIN DİNİ YOKTUR, İNSANLARIN DİNİ VARDIR!

Niye ömür sahibi olduğuna dair en ufak bir fikir sahibi olmadan ömür sahibi olur insan, Ölüme doğru yol almaya başlar... Ölmek için mi yaşıyoruz? Yaşadığımız için mi ölüyoruz? Ya da ölmeyelim diye mi yaşıyoruz? Hani en azından süreyi uzatırız bir umut... Şu an ölmediğimiz için mi yaşıyoruz? Daha mantıklı gelebilir diğer sorulara göre ama bu da diğerleri gibi bazen saçma, bazen mantıklı... Öleceğimiz için ya da şu anlık ölmediğimiz için, her neyse, bunun için mi bunca zahmet? Aldığımız nefesler, karnımızı doyurma çabası, aşık olmamız... Şu girdiğimiz zahmete bir bakın!

İnsanlık tarihi boyunca sorulmuş belki de en klişe ve cevabı en zor olan sorudur "Niye yaşıyoruz?"
Bu soruyla inandık ya da inanmadık... Bu soruyla aradık, bulduk, bulduğumuzu sandık, bulamadık... Bu soruyla girdik bir yola, gizemi çözmeye buradan başladık. Bu soruyla bir yaratıcı tartışmasına daldık... "Niye yaşıyoruz?" un varış noktası ya da çıkış noktası "Bir yaratıcı var mı?" sorusu...

Cesaretli olanlar ya da şanslı olanlar -soru sorma özgürlüğü olan bir ailede, bir toplumda yaşayanlar- bu soruyu sordu, soruyor ve soracaklar... Kendinden emin olanlar ve yine şanslı olanlar -umurunda olmayanlar(!)- sormuyor bile... Sorunun cevapsız kalması pek bir olası... Bu mu korkutuyor acaba? İşin sonunda bilinmezlik var diye mi tenezzül edilmiyor soru sormaya... Çok mu işimiz var, bununla uğraşacağız şimdi ya da? Bu sorunun önemsiz olduğunu iddia edecek kadar aklımızı fikrimizi yitirmiş olamayız değil mi? Merak edenler -ki herkes merak eder herhalde- sorar ve cevabını arar. Merak edip de merakını umursamayanlar -ki nasıl olacaksa bu!- ört bas eder kafasındaki soru işaretini ya da aceleci bir seçim yapar ya da erteler...

Soru hep aynıdır ama her cevap her insanda değişir. Her cevap o insanı ilgilendirir. Her cevabın sorumluluğu cevabın sahibinin kendisindedir. Her koyun kendi bacağından asılır, asılmalıdır da!

Sorunun aynı olmasının dışında çok daha önemli ortak bir noktamız var; yaşamak! Yaşıyor muyuz, yaşıyoruz! İhtiyaçlarımız var. Sevdiklerimiz var. Güldüklerimiz, ağladıklarımız var. Yapmak istediklerimiz, kaçtıklarımız var. Korktuklarımız, kızdıklarımız var. En nihayetinde insanlığımız var! Farkında olmayan yoktur herhalde, hepimiz insanız! İstisnasız! Bir insan olarak kendimiz düşünebiliriz, kendimiz sorabiliriz, kendimiz cevaplayabiliriz, kendimiz söyleyebiliriz, kendimiz bir yol çizebiliriz... Her şeyi kendimiz yapabiliriz ve bu yaptıklarımız kendimizi bağlar, bağlamalı da... Ama insanlıktan bahsediyorsak eğer insanlık; sadece kendi fikirlerimize indirgenecek kadar basit bir kavram değil!

İnsanlık; insan üstü bir kavramdır...

DEDİĞİM GİBİ; insanlığın dini yoktur, insanların dini vardır!

                                                                                                                               aygün kabuk

1 Eylül 2016 Perşembe

GAİP BİLİNMEDİKSES'İN ZİYARETİ

Üniversiteyi zor da olsa henüz bitirebilmiş, üç yıldır beraber olduğu kızla evlilik planları yapan, babası emekli yaşlı bir hasta ve annesi toprak altında olan, bu yaşına gelene kadar hiç bir kulübe başvurmamış ama hayatı boyunca futbolcu olma hayaliyle yanıp tutuşmuş, öğrencilik yıllarında mezun olduktan sonra karşılaşacağı geçinme meselesini ticarete atılıp kendi işini kurarak çözmeyi umut etmiş, yaratıcının varlığı ya da yokluğuna dair kesin bir kanısı olmayan, kendi iç dünyasındaki hesaplaşmalarla boğuştuğu yetmezmiş gibi memleket ve dünya meselelerinin can acıtan saçmalıklarıyla da boğuşmaya çalışan, şu  sıralar yaşadıkları ve yaşayacakları bir yana karnını doyurmak ve birlikte yaşayacağı olası gibi görünen sevgilisini de aç bırakmamak için bir iş aramakta olan genç adamı ziyarete geldi Gaip Bilinmedikses... 

Genç adam; üzerinde ufacık bir hareket edilmesiyle bile gıcırdayan yaylara sahip ve en az kendisiyle aynı yaşta olan, çarşafı alt kısmından avuç içi büyüklüğünde yırtılmış -çarşafın yırtık kısmı yatağın kenarlarına sokularak ört bas edilemiyorsa en azından yatağın ayak uzatılan alt kısmına denk getirilmelidir- yatağında uzanmış, sanki ayakta durur gibi kollarını bağdaş yapmış vaziyette düşünürken çıkageldi Gaip Bilinmedikses...

Sanki onun hayatının, o evin bir parçasıymış gibi daldı durumun içerisine "Ne yapmak istiyorsun?" diye seslenerek... Genç adam yadırgamadı bu sesi ve bu soruyu. Çünkü gayet mantıklı ve gerçekçiydi, hemen cevabını düşündü... "İş arıyorum işte!" dedi. "Ne isteyeceğim amına koyayım! İş bulup para kazanmak, evlenmek, karnımı doyurmak falan filan ulan işte!" Gaip Bilinmedikses peş peşe birçok soruyla devam etti. "Bu mu yani? Yapmak istediklerin bunlar mı yani?" "Yaşamak nefes alıp vermek mi sadece, karnını doyurmak mı, eşinle sevişmek mi sadece?" "Hani çözülemeyen sorular? N'oldu? Cevapsız mı bırakmaya karar verdin?" "Hadi futbolculuğu bir kenara bıraktık, yaşın geçti zaten siktir ettik onu! Ya kendi işinin patronu olmak? Sermaye yok'un bahanesine sığınmak kolay, hiç uğraştın mı peki? Neyi araştırdın da neyi hesapladın da, neye göre neyden vazgeçiyorsun?" "Ülke siki tutmuş, siyasetin götü başı dağılmış, hani? Duyarlı vatansevere n'oldu? Her haltı bir kenara bıraktın da şimdi kendi derdinin peşine mi düştün? " "Kimin için yaşıyorsun lan sen?" diye bağırdı ve sustu. Genç adamı sonuncu sorunun soru işaretinin kancasıyla ensesinden yakalayarak duvara astı. Ancak doğru cevabı bulabildiğinde kanca kırılacak ve genç adam kurtulabilecekti. Kollarının bağdaş halini bozmadan sol tarafına doğru yan yattı ve dizlerini de göğsüne doğru çekerek düşünmeye başladı.

Kız arkadaşı için mi? Babası için mi? Vatanı için mi? Tanrı için mi? Kardeşleri için mi? Dostları? Doğmamış çocukları? Dünya barışı? Çok iddialı gelmiş olacak ki bu sonuncusu, sırıttı sevimsiz bir şekilde... Saymaya devam etti, arkadaşları için? Hiçbir şey için? Bu da olabilirdi, aslında hiçbir şey için, hiç uğruna... Kimin için? Düşünmeyi bırakıp sesli bir şekilde kendi kendine söylendi "Bi ben kaldım geriye lan!" Sanki bir matematikçinin yıllardır üzerinde uğraştığı bir problemi çözmesinin zaferi yüzüne yansımış halde "Evet lan! Kendim için! Başka ne olacaktı ki! Tabi ki kendim için yaşıyorum!" diye bağırdı. Tanıdığı veya tanımadığı başkaları için istediği iyi ve güzel şeyler bile aslında kendisi içindi. Kendisini iyi ve huzurlu hissetmek ihtiyacından olmalıydı her şey... Gaip Bilinmedikses azarlayıcı bir ses tonuyla "Oğlum cümleler ağzından çıkmasın, kafanın içinde konuş!" dedi. "Duymuyorum ben seni öyle!" Genç adam az önce sesli bir şekilde kurduğu cümleleri sadece içinden kurdu... Kanca kırıldı ve yere düştü kendi kafasının içinde...

                                                                                                                                               aygün kabuk

30 Ağustos 2016 Salı

YAŞAMAK

yaşamak; sonsuz değildir ama süresiz bir andır
istesek de istemesek de o anı yaşarız
bir an'dır ömür...

yaşamak; bilinmez değildir ama bir sırdır
istesek de istemesek de o sırrı saklarız
bir sırdır ömür...

yaşamak; sınav değildir ama bir sorudur
istesek de istemesek de o sorunun cevabını ararız
bir sorudur ömür...

yaşamak; yarış değildir ama bir varıştır
istesek de istemesek de o varış çizgisine yaklaşırız

                                         o çizgiyi aşmaktır ölüm
                                         bir varıştır ömür...

                                                                                                                              aygün kabuk

27 Ağustos 2016 Cumartesi

HAYATI CÜMLE İÇİNDE KULLANMAK (HAYAL)

                                         HAYAL

Hayal biraz da umudun bir üst modelidir...

Kimileri hayallerinin peşinden koşar, kimilerinin ise hayalleri peşinden koşar...

Hepimiz hayal mahsulüyüz! Ebeveynlerimizin çocuk sahibi olma hayalinden peydahlandık!

Hayal dünyasına çarpan bir göktaşıdır sanki yoksulluk... Hayallerin neslini tüketebilir...

Hayallerle yaşıyorum, gerçeklerle ölüyorum, umut verici gelişmelerle canlanıyorum...



Hayallerimin peşinden yürüyorum sadece... Ağır ağır... Maalesef koşamıyorum!

Gerçek ne kadar gerçekse, hayal de o kadar gerçek olur...

Herkesin var gerçekleşemeyen hayalleri, projeleri... Bu ülkede ne Sokullu'lar daha var kim bilir!

Hayal; yaşamak istenilenlerin zihindeki tatbikatıdır.

Hayal kurmayan insanlar hiç gerçekçi gelmiyor bana...

Gerçekleşemeyen hayallerim ara sıra belirip hesap soruyor "N'oldu bizim iş?" diyor... Bense ne diyeceğimi bilemiyorum, koşarak hayallerimden kaçmak istiyorum...

Hayal dünyam sayısız tufana uğradı ama, neyse ki hiç sonu gelmedi...

Hayal kurdukça kuruluyorum gerçek dünyanın sahte tahtına...

                                                                                                                                                    aygün kabuk

25 Ağustos 2016 Perşembe

MUTLULUĞUN FOTOĞRAFI

bir fotoğraf var bende, hiç çekilmemiş... bakarım bazen mutlu olur, gülerim. sonra da "ah keşke çekilseydi!" deyip ağlarım...

ben istesem de istemesem de bazen gözümün önünde belirip durur, hiç ummadığım anda karşıma çıkar bu fotoğraf... kafamın içinde bir yerde hep duruyor belki de... belki de en kötü anımda bir umut olsun diye, belki de en mutlu anımda duygularımı pekiştirsin diye, benden habersiz ortaya çıkıveriyor. gözlerimin içi gülüyor, çok geçmeden burnumun direği sızlıyor...

hayatımın, hayatının, hayatın en güzel karesi... o an var orada... beklediğimiz o an... beklenilen... tüm insanlığa ait, tüm insanların içinde olduğu, herkesi sevindiren...

En pahalı, en donanımlı makinenin bile çekemeyeceği bir an... Çekme gücü olsa bile o an'ı asla yakalayamayacağı muhteşem bir enstantane... Hayal gücü değil bu... Gönül emeği...




Yıllardır hissettiklerim... Her şey! İçimi bir hoş yapan, heyecanlandıran, her halt! Sadece bana dair duygular değil, tanımadığım, bilmediğim topraklarda yaşayan bir insanı da ilgilendiren bize ait her bok! İçimizi kıpır kıpır eden...

İlk insandan bugünün insanına kadar gelmiş, en basit, en kalbi duygular... Sevmenin her türlüsü... Aşkın en baba hali... Kalp atışının en çarpıntılısı... Gözyaşının en ıslağı... Kahkahanın en hayvanlaşmışı... Empatinin en orjinali... Sahiplenmenin en vazgeçilmezi... Doymanın en tıka basası... Merakın en sürükleyicisi... Seksin en tutkulusu... Dinginliğin en gürültülüsü... Doğanın en doğalı... Uykunun en ağırı... Ölümün en anlamlısı... Her şeyin en'i! 

Hepsi bir karede... Tanrının elinde bir fotoğraf makinesi olduğunu düşün, hayata dair her şeyi bir an'da yakaladığını düşün... İşte öyle bir şey... 

Piksel piksel hayat... Gözle görülemeyecek kadar büyük ama... Gönül gözü, evet, işe yarayabilir... Gönlün ne kadar derya denizse, gönül gözün de o kadar uzakları görülebilir belki de... O kadar işe yarar... 

Ne gördüğümü merak etmeyin boşuna... Her şeyi anlatmam mümkün müdür? Her şeyi? Her an'ı? Her şeyin saklı olduğu o an'ı? Beceremem... Denedim sadece az önce...

                                                                                                                                                    aygün kabuk







24 Ağustos 2016 Çarşamba

ZAMANSIZ SORULAR

Zaman ne zaman başlar, ne zaman biter? Zamanın ömrü nedir, varlığı ne kadar sürer? Başı ve sonu yoksa eğer, zaman ne ifade eder?

Biz mi zamanın gerisindeyiz, zaman mı bizden ileride? Tam içindeysek eğer, öncesi ve sonrası ne ifade eder? Tam zamanı yok mu bu zamanın?

Madem hayat çok kısa, zaman su gibi akıp geçiyor, o günlerin içerisindeyken niye geçmiyor lan bu günler?

Eskiden de zaman bazen çabuk, bazen yavaş geçer miydi? Tutarsız mıydı hep böyle zaman? Biz mi hızını ayarlıyoruz, yoksa zaman gayet kıvamında mı ilerliyor? İlerliyorsa eğer, nereden geliyor ve nereye doğru gidiyor? Duruyorsa eğer, bu geçen şey ne?

Zamanın ruhu hangi alemde yaşar? Çağırsak gelmez mi, biz mi yakalamak zorundayızdır hep?

Zaman unutturur mu, hatırlatır mı? Zaman neden anlık olmaz, o anla kalmaz, neden önceyi ve sonrayı etkiler?

Geçmiş ve gelecek ve de şu an, zamanın erkleri midir? Geçmiş; yasama... Şu an; yürütme... Gelecek; yargı... öyle mi? Karar veriyoruz, uyguluyoruz, sonuçlarını değerlendiriyoruz... Biz mi zamana göre yaşıyoruz, zaman mı bize göre?

Yıllardır hep bir an'ı bekliyorum ama nasıl bir an hiç bilmiyorum... Zaman benden o beklediğim zamanı saklıyor mu? 




Bensiz zaman geçer di mi? Sensiz de geçer he mi? O zaman, bu zaman kimin için geçiyor? Kendi için mi?

Şimdiki zamana, geçmiş zamana, gelecek zamana eyvallah da, geniş zaman ne ayaktır? Bunlara abilik mi eder? Ya da aslolan geniş zaman mıdır, gerisi bir anda kalır?

Neden zamana ayak uydurmaya çalışırız? Zaman ile değişen nedir, zaman neyi değiştirir, zamana ayak uydurmazsak başımıza neler gelir? Zaman insanlara çeki düzen mi verir?

Zaman her şeyin ilacıysa, hayırdır, benim ilacımın zamanı mı gelmedi hala?

Gel zaman git zaman geçiyor hep zaman, neden engel olamıyoruz? O bunu hep yapıyor, neden kimse dur demiyor? Ben ölsem de o hayatına hep devam ediyor. Benim için anlamı nedir o zaman?

Zaman mı başlı başına hep manidar? Yoksa bizim zamanlamamız mı manidar olan?

                                                                                                                                                                     aygün kabuk

23 Ağustos 2016 Salı

MEMLEKETİMDEN İNSAN REPLİKLERİ

"Bundan gayrı, meşrusun sen çocuğum!"
                                                                                              yıllar sonra ortaya çıkan baba

"Bu sene de geçemedim sınıfı, tek dersten yatmışım!"
                                                                                              bahissever öğrenci

"Ülkemi seviyorum, vergimi ödüyorum, ya karşılığında? Bi güzel söz be! Bi güzel söz bari!"
                                                                                              bezgin namuslu vatandaş

"Hayatım dilim varmıyor!"
                                                                                              oral isteyen sevgiliye cevap veren yurdum erkeği

"Seni bi ikna ederim, bi daha hayatın boyunca soru soramazsın!"
                                                                                              ikna kabiliyeti yüksek, saçma sorulardan bıkmış yurdum insanı

"Küçükkene evcilik oyunu, büyükkene evlilik oyunu..."
                                                                                              ilişki uzmanı

"Aklındaki o süper fikirleri çar çur etmeyeydin, şimdiye bi ideoloji sahibi olmuştun!"
                                                                                              evladına sitem eden idealist baba

"Deprem öldürmez, bina öldürür, müteahhit de azmettirir!"
                                                                                             hukukçu deprem uzmanı

"Uzun ömür cildi buruşturur..."
                                                                                             cildiye hekimi filozof

"Beni hayata bağlayan tek şey; yaşadığıma dair ipuçları..."
                                                                                             hayattan zevk alamayan dedektif




"Çevreye verdiğimiz kalıcı rahatsızlıklardan ötürü özür dileriz."
                                                                                             dobra belediye

"Nimetle şaka olmaz, velinimetle hiç olmaz! Kaybederiz!"
                                                                                             müşterilerle laubali olunmasını istemeyen işveren

"Dün gece çok çalıştım, çok yoruldum, ilim ilim inledim!"
                                                                                             yorgun ilim insanı

"Delirmeden önce size vasiyetim; deli gömleğimi dar kesim isterim!"
                                                                                             dar kesim gömlek seven, sıyırmak üzere olan insan

"Seninle üç öğün yemeğe çıkalım mı? Düzenli bi ilişkimiz olsun..."
                                                                                             tertipli, disiplinli yeni ilişki adayı

"Hayaaağğtttt! Beni neden yoruyoosuuuuunn!"
                                                                                             tüm insalık adına,  Serdar Ortaç

                                                                                                                                                               aygün kabuk

19 Ağustos 2016 Cuma

...DEDİĞİM GİBİ 2

AŞK; "SENİ SEVİYORUM!" DİYEBİLMEKTİR.

Aşkın ne olduğunu, ne halta yaradığını, nereden peydahlandığını bilmiyoruz galiba. Artık kabullenmemiz lazım, beceremedik, bulamadık, çözemedik biz bu işi... Artık farkına varmamız lazım, biz insanlar yapamadık, tarif edemedik aşkı! Elimize yüzümüze bulaştırdık çoğu zaman. Ya da hep bir eksik söyledik. Ya da zaman ve şartlar değişti ve biz insanlar da değiştik, yeni bir tarife ihtiyaç oluştu. Yine yeniden çabalasak da tarif etmeye, yine olmadı... Olmuyor...

Aslında gözümüzün dibinde, burnumuzun ucunda, elimizin altında, her türlü uzvumuzun yamacında, iliklerimizin içinde, kalbimizin merkezinde duruyor aradığımız... Aşık olduğumuzda çok sevmez miyiz? İnsanlıktan çıkıp da hayvan gibi sevmez miyiz? Bir insanı hayvan gibi seviyoruz yahu! Bokunu çıkarıyoruz... Niye peki? Niye seviyoruz? Belki de insanın niye aşık olduğunu bulmaya çalışmaktan ziyade niye sevdiğini bulmaya çalışmak daha faydalı olur. Yarım kalmış bir sevgi tarifiyle yola çıkıp aşka ulaşmak mümkün değildir herhalde... Bir insanı, bir hayvanı, bir eşyayı, bir işi, her ne olursa olsun, niye severiz herhangi bir şeyi diye düşünmek lazım.

Benim burada anlatmaya çalıştığım şey aşkın tarifi değil. Tanım yapmak istemem sadece düşüncelerimi paylaşmaya çalışıyorum. Aşk budur, aşk şudur dan ziyade, aşk bence bunun gibi bir şey olabilir yaklaşımında cümleler zırvalıyorum. Ve herkesin bildiği bir şeyi tekrar ediyorum; aşık olan sever! Çok sever! Sevginin evrimleşmiş halidir belki de... Ve evrim süreci gibi içindeyken anlaşılmaz, Çok sonra fark edilir neler olup bittiği... Hisseder kalbinde, kendinde... Ve hissettiğini söylemek ister. En önce kendisine... Sevdiğine değil, Kendisine itiraf eder. O meşhur "Seni seviyorum!" cümlesi vardır ya, o cümle ilk başta kendi kendimize "Onu seviyorum lan galiba!" şeklinde söylenir.

Aşk; "Onu seviyorum!" diyebilmektir.

...DEDİĞİM GİBİ; Aşk; "Seni seviyorum!" diyebilmektir...

                                                                                                                                                              aygün kabuk

AÇIKÖĞRETİMLİ




16 Ağustos 2016 Salı

İSTANBUL'UN RUHU...

Doğduğum ve yaşamaya devam ettiğim şehir... Bırakıp gitsem ailemi terk etmiş gibi hissedeceğim tuhaf şehir... İstanbul onun hakkında kesin fikirlere bir türlü sahip olamadığım tuhaf bir canlı. Bazen çok seviyorum, bazen nefret ediyorum, bazen terk etmek istiyorum, bazen sonsuza dek onunla olmak istiyorum... Bazen acıyorum haline, bazen hayran kalıyorum... Ne kadar çok tanımak istesem de bir türlü tanıyamıyorum. Ya çok çabuk bir şekilde değişiyor ya ben onu anlayamıyorum. Ya da yeteri kadar çaba göstermiyorum onun için... Belki de son şık; hepsi.

Etrafınızdaki bir insan hakkında ne kadar bilgi sahibi olabilirseniz ben de İstanbul hakkında o kadar bilgi sahibiyim. Epey bir zamandır onunla haşır neşirim, birçok şey yaşadım, Bir sürü sırrımı biliyor, ben de onun geçmişini birçok kez kurcaladım. Hayatına kimler girdi az çok biliyorum, tahmin edebiliyorum. Onunla yolu kesişmiş birçok insandan da onun hakkında bir sürü şey duydum. Ve anladım ki, herkes onu farklı tanıyor. Ve çok azı onun bir ruhunun olduğunun farkında... Tanıdığımı iddia edemesem de ben en azından İstanbul'un yaşayan dev bir organizma olduğunun farkındayım. Çıplak gözle görülemeyecek kadar büyük, içinde milyonlarca hücre barındıran bir canlı...

Kulak verebilirsek eğer Orhan Veli gibi İstanbul'u dinleyebiliriz bile... Sevgilinin kalp vuruşunun sesi İstanbul'un sesi olmasın? Nurullah Genç'in yazdığı gibi sevgili gidince çöllere düşebilen bir şehir sadece bir şehir olabilir mi? Ümit Yaşar Oğuzcan gibi dertleşebileceğin bir şehir... Attila İlhan gibi ağrısını iğneli bir beşik gibi her tarafında hissedebileceğin bir şehir... Aşık Veysel'in "Seversen yarin olayım" diye ilan-ı aşk ettiği bir şehir, sadece bir şehir olabilir mi? Ya Necip Fazıl gibi ruhunu eritip de kalıpta dondurmuşlarsa, onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlarsa?

Düşünüyorum da, ne zaman İstanbul'u düşünsem gözümün önüne saniyesinde yol kenarındaki bir masa etrafında oturmuş sohbet eden insanlar gelir. Geceleyin gökyüzüne doğru uzanmış bir minare, Süleymaniye'nin mi Sultanahmet'in mi bilmem... Caddede aynı adımlarla ilerleyen iki çift ayak. Kadrajı yukarı kaldırırsak eğer büyük ihtimalle el ele tutuşmuş iki sevgili... Kapısı kapanmak üzere olan bir otobüs... Bir duvar dibinde rüzgarla uçuşan kağıtlar, poşetler... Cılız bir duman... Kokoreç arabasından mı, bir sigaradan mı, neyse ne bir duman... Şoför camından sarkmış kıllı bir kol... Kulaklarında kulaklık, elinde bir telefon etrafa bakmadan yürümeyi başarabilen genç bir kız... Tozlu mezar taşları... Bankta oturmuş gazete okuyan amca... Maçlarına devam etmek için arabanın geçmesini bekleyen çocuklar... Pis suya kendini bırakmış keyif yapan bir denizanası... Bir darbuka, önündeki kutuda bozuk paralar... Bir film şeridi demek tam doğru olmaz. Bir filmde üst üste binmiş, yaşanılanları ufacık kesitlerle gösteren sahneler olur ya, bir çırpıda onlarca sahneyi tek bir sahne gibi görebilirsin ya, heh, öyle geçer gider gözümün önünden... Her ne kadar bir şey anlam ifade etmeyen görüntüler gibi gelse de, hoşuma gider. Çünkü gerçektir, en hakikisinden.... Bazı şeyler anlamsız olsa da, kötü olsa da gerçek olduğundan eminsek eğer bence bir değeri olmalı. Gerçekse, ona göre davranırsın, ona göre yaşarsın. Yok sayarsan düzeltemez, değiştiremezsin. Koskoca bir hayat bile yalan olabiliyorsa, o hayatın içindeki gerçek bir bir saniye mükemmeldir.

Her canlı gibi İstanbul da bir gün ölümü tadacaktır. Ona sahip olmak isteyenler sadece bedenini değil ruhunu da ele geçirirse İstanbul o zaman ölmüş demektir. İşte o zaman aşıkların, yoksulların, emekçilerin, aydınların, çocukların İstanbul'u ölmüş demektir. Şu an zaten durumun böyle olduğunu düşünenler olabilir. Ama benim hissiyatım İstanbul'un ruhunun hala özgür, ele geçirilmemiş olduğundan yana. O ne kadar özgürse biz de o kadar özgürüz. Ne kadar memnun olmasak da, ne kadar küssek de İstanbul'un  denizine, yollarına, parklarına, çocuklarına, martılarına, ruhuna sahip çıkmalıyız. O hala yaşıyor... Ölüme yenilirse de yaşlılıktan olsun. Düzen siyasetinin pisliğinden leş gibi kokan para babası müteahhitlere, her dinin, her milletin mensubunun huzur içinde yaşamasına tahammül edemeyen gerici, ırkçı, kendisini şehrin efendisi sanan örümcek kafalı cahillere yedirmeyelim İstanbul'u...

İstanbul'da bir tarihten ziyade, bir gelecek yatıyor...

Bekle bizi İstanbul, sakın yenilme!

                                                                                                                                                         aygün kabuk

13 Ağustos 2016 Cumartesi

AŞK EVRENİNİN SIRLARINA YOLCULUK

AŞK EVRENİ: Aşk'ın var olduğu yerdir, Her yerdir...

YERÇEKİMİ: Aşk'a tutulmuş aklı havada, ayakları yere sağlam basamayan bünyelerin aklını ve bedenini yeryüzünde tutmaya yarayan kuvvettir. Yerçekimi olmasaydı uçsuz bucaksız Aşk Evreninde sürüklenir durur yok olurduk. Aşk hayatına dair herşey bilinmeze doğru  gider, kaybolurdu. Ünlü Aşk Fizikçisi Isaac Newton'un elma sevdası yüzünden sürekli elma ağaçlarının altında oturmasının sonucunda bir elmanın kafasına düşmesiyle yerçekimi'ni bulduğuna dair rivayetler bir çok aşk adamı tarafından "Ne alaka yahu!" tepkisiyle karşılanır.

KARA DELİK: Çekim alanı her türlü neşenin ve mutluluğun kendisinden kaçmasına izin vermeyecek kadar geniş ve güçlü olan insanlara verilen isimdir. Varsayıma göre etrafına ışık saçan parlak bir aşıkken yediği kelek yüzünden kendi içine kapanmasıyla karanlığa gömülmüştür. Ya da Aşk Evreninin varoluşundan beri mevcudiyeti bulunan ama Aşk'a inancı bulunmayan kötü bir karakterdir. Etrafımızda keşfedilmiş ya da keşfedilmemiş zilyon tane delik mevcuttur. Aşk Evreninde kendisine yaklaşan her şeyi yutmaya çalışır. Çekim alanına girdiğinizde kaçmanız imkansızdır. Bir teoriye göre; Aşk Evreninin sonunu kara delikler getirecektir. Aşk Evrenindeki Aşk'a dair bütün güzel duyguları yutarak evrenin içine çökmesine sebep olacaktır.

IŞIK: Gönül gözü tarafından algılanabilen ve görülebilen his-manyetik bir dalgadır. Işık; kaynağından, gönülden çıktıktan sonra diğer gönüle ulaşır ve aşıkların birbirini görmesini sağlar. Olumlu durumlarda alıcı ışığı yeşil görür. Olumsuz durumlarda ise kırmızı görür.

MADDE: Her duyu organımızla algılayabildiğimiz, hissedebildiğimiz canlı veya cansız tüm varlıklara verilen isimdir. Aşk'ın içinde olan, içinde Aşk'ı barındıran, dokununca Aşk'ı hissettiren, Aşk'ı anımsatan her şeydir. Aşk'ınızın meyvesi (çocuğunuz da olabilir, sevdiğiniz bir meyve çeşidi de) hediyeler, mektuplar, sevdiğiniz koltuğunuz, koklayınca huzur veren çiçekler, her şey bir maddedir.

ZAMAN: İçinde yaşadığımız AŞK-ZAMAN'ın soyut olan boyutu olarak kabul edilir. Aşk Fiziği zaman'ın gerçekten var olup olmadığını bile sorgulamaktadır. 'Zaman bir yönde mi akar?' 'Nereden nereye doğru gider?' cevaplaması şu an için mümkün olmayan sorulardır. Bazı teorilere göre Aşk'ın zamanı yoktur, Aşk'ta zaman akmaz, hiç var olmamıştır. Bazı teorilere göre ise zaman Aşk ile var olur. Aşk'la zaman bir anlam kazanır, Zaman Aşk'la Aşk'a doğru geçer.

                                                                                                                                                      aygün kabuk

YAŞAMAK YAŞLANMAKTIR

yaşamak yaşlanmaktır

sana ait ömrün içerisinde kendini mutlu edebilmek için telaşlanmaktır

yaşamak yaşlanmaktır

son nefese kadar diri kalabilmeye çalışmak ama başaramamaktır

yaşamak yaşlanmaktır

ta en başından itibaren kaçınılmaz bir sona doğru yaklaşmaktır

yaşamak yaşlanmaktır

ilk nefes ile son nefes arasındaki o kısacık sürede yıllanmaktır

yaşamak yaşlanmaktır

                                  yüzündeki çizgilerle
                                  ölümün ardından akan gözyaşlarıyla
                                  doğum günlerinde eklenen yıllarla

yaş'lanmaktır yaşamak...

                                                                                                                                                   aygün kabuk

11 Ağustos 2016 Perşembe

...DEDİĞİM GİBİ

SENDEN BAŞKA HERKES YABANCIDIR, BAZILARI SADECE YAKIN YABANCI…

Neler yaptığını, neler yapmak istediğini, neler düşündüğü biliyorsun di mi? Gece yatarken kime sövdüğünü, aslında o insanı çok sevdiğini, neredeyse her acı olaya seni alakadar etmese bile gözlerin dolmasa bile kalbinden dolarak ağladığını… Neler için dua ettiğini, çok güzel olduğunu ama yeteri kadar insanın bunu farketmediğini, sorduğun o soruyu sırf açık aramak için yaptığını, o kızla yatmak istediğini, arkadaşına sürekli sürprizler yapmak istediğini… Yalnız kalmaktan korktuğunu, gıcıklık olsun diye onu beklettiğini, cebinden 5 kuruş çıkmadan biten günün sonunda neler hissettiğini, o cümleyi okurken o cümlenin sahibine acıdığını, yan gelip yatıp bedavaya yaşamak istediğini… Ne yaptığını, ne yapmak istediğini, neler düşündüğünü biliyorsun… Biz bilmiyoruz, bilsekte eksik biliyoruz… Ama sen biliyorsun, farkındasın, kafanın içinde herşey… Çünkü sen bencilsin! Tıpkı benim gibi, tıpkı onun gibi, tıpkı şunun gibi, tıpkı bunun gibi… Tıpkı bir normal insan gibi bencilsin! Bu sadece kendini düşünmek, kendi çıkarlarından başkasını hiçe saymak değil. Bencilsin, çünkü hayat sen’sin! Hayat sen’in, sen’in aklından geçiyor herşey, senin kalbinde nasılsa öyledir insanlar, sen’in bir ayarın var, senin ayarladığın… Hal böyleyken hangi birimiz sana sen’in kadar yakın olabiliriz ki! Sen’in uzmanın sensin! Biz bilmiyoruz bir şey, bilsek te eksik biliyoruz, fikir yürütüyoruz seninle ilgili ama sen biliyorsun! Çünkü sen sen’i yaşıyorsun… Sen’i en iyi tanıyan insan yine sen olduğuna göre çokta şaşırma sana yapılanlara. Çokta bir şey bekleme başkalarından senin için ne yapmaları gerektiğine dair… “Beni benden daha iyi tanıyor!” dediğin bile yabancıdır. Annen, baban, kardeşin, eşin, en yakın dostun herkes yabancıdır. Aldanma, kimse sana sen’den yakın olamaz, kimse sen’i senden daha çok sevemez! 

Dediğim gibi; senden başka herkes yabancıdır, bazıları sadece yakın yabancı…

                                                                                                                                                       aygün kabuk

3 Ağustos 2016 Çarşamba

HAYATI CÜMLE İÇİNDE KULLANMAK

                                İNSAN


İnsan; düşünce gücüyle çalışan canlıdır.

Neticede insanız, içimizde boh var, dünyanın içine zıçarız!

İyi insanlar iyi ki varsınız, kötü insanlar iyi ki azsınız!

İnsanlığın dini yoktur, insanların dini vardır…

İnsan gibi yaşamak ama hayvan gibi gülmek istiyorum!

Kimi insanlar düşünür öyleyse vardır, kimi insanlar düşünmez öylesine vardır…

İnsan; yaşamaya meraklı ölmek üzere olan bir süreliğine canlıdır.

İnsan sapkın bir varlıktır, daima hayatın anlamından sapmıştır, sap’ıktır!

Sadece gülerken ve ölürken insanlıktan çıkmak lazım….

İnsan insan olalı böyle bir insanlık görmedi!

İnsanlık ölmemiş! Öldürülmüş! Tabi ki insanlar tarafından…

İnsan; birbirinin arkasından hipnelik düşünen hayvandır!

İnsanlık insan üstü bir kavramdır…

                                                                                                                                                      aygün kabuk

BAK! ALT YAZI GEÇİYOOO!

                               BAK! ALTYAZI GEÇİYOO!


Bir grup hayvan sever  ‘Su içerken yılan bile dokunmaz!’, ’Koynumda beslediğim bir yılanmış meğer!’, ‘ Denize düşen yılana sarılır!’ gibi yılanları rencide edici sözlerin yasaklanması talebiyle meclisin önünde yılan dansı yaptı!


Gerçeği aradığını söyleyen filozof ‘ Her şakanın altında bir gerçek vardır!’ dan yola çıkarak yeni bir felsefi akım kurdu!


Baradonya’da siyaset bilimci profesörler darbe yaparak ülke yönetimine el koydu!


Ünlü şarkıcı, şarkısını çaldığını iddia ettiği ünlü popçuya ‘ Sana telif hakkımı helal etmiyorum!’ diye haykırdı!


Dün gece Cad Caddesi’nde aşırı hızla yarış yaparken ölüme giden 3 kişinin, oğul parasıyla araba alan 3 yaşlı adam olduğu öğrenildi!


Ülkenin süper gidişatından dolayı sevgilerini dile getirmek ve milletvekilleriyle kucaklaşmak isteyen halk meclise yürüdü!


Belindeki tabancayla rastgele ateş açan adam, bacağını parçaladı!


Uzaylılar tarafından kaçırıldığını iddia eden ünlü popçu ‘ gemide sürekli benim şarkılarım çalışıyodu, çok mutlu oldum!’ dedi!


Gazozunu bitirdikten sonra şişeden çıkan cinin suratına geğiren adam çarpıldı!


Parayı basan atasözü sahibi olabilecek! Yeni yasayla atasözleri açık arttırmayla satılacak, satın alan kişi sözün sahibi olacak ve o atasözü artık onun ismiyle anılacak!

                                                                                                                                                       aygün kabuk

DEYİŞİK SÖZLÜK

                                       DEYİŞİK SÖZLÜK

ŞİDDET: En saçma çözüm

PAMUK: Yumuşak tıkaç

MÜZİK: Kulaktan alınan ruh doyurucu

KREDİ KARTI: Modern taksit senedi

ÖPÜCÜK: Sevimli öpük

CENNET: Cehennemden sonraki durak

ÖZLEM: Unutulamayan güzel şeylerin dürtüsü

GENELEV: Abaza sakinleştirici mekan

ŞİİR: Alt alta, üst üste cümle yığını

RÜYA: Uyku halindeyken sarhoş ruhun halüsinasyon görmesi

ÜTÜ: Üzerinde unutulduğunda elbise yakıcı madde

PREZERVATİF: Döl tutamacı

DOKTOR: Beyaz önlüklü tıbbi prens ya da prenses


TARİH: Maziden geriye kalanlar

SEHPA: Ayak serçe parmağı düşmanı

BİLGİSAYAR: Komik video oynatıcı

MUTLULUK: Üzüntüden kaçarken sığınılan liman

VEJETERYAN: Otçul insan

ZAMAN: En bedava ilaç

SODA: Sıvı geğirteç

KUŞKU: Kuş boku

BİBER GAZI: Organik yumruk

FUTBOLCU: Futbolsever

KEMİK: Dikkat kırılabilir nesne

MAKYAJ: Yeniden doğuş

ÖĞRETMEN: Yeni neslin eser sahibi

ŞEHİR: Dev insan barınağı

KIL DÖNMESİ: Kıl herifin dönüp kadın olması

SIR: İki kişinin bilmediği şey

OTOBÜS: Koltuk kapmacalı toplu taşıma aracı

SÜTLÜ NURİYE: Nuriye’nin süt banyosundaki hali

GÖZLÜK: Kulağa ve buruna takılan göz için çerçeveli cam

AŞK: Yasal uyarıcı

SİLAH: Şeytanın doldurduğu insanın boşalttığı mermiatar

GURBET: Memleket toprağı öptürücü herhangi bir yer

MUŞAMBA: Geceleri altına işeyen çocukların sidiğine karşı yatak korungacı

ÖKÜZ: Ölmesi halinde ortaklık bozan hayvan

ÇÖL: Aşığın sürgün yeri

ATLETİZM: Atlet giyme akımı

SALATALIK: Hıyarlık yapan insan

RESİM: Anlamlı çizik

FAKİR: Nazengin

EVLİLİK: İkramsız müessese

OPTİK OKUYUCU: Gözlüklü okur

                                                                                  ayka