22 Eylül 2016 Perşembe

HAYATI CÜMLE İÇİNDE KULLANMAK (AŞK)

Aşk; gönüllerin yavşamasıdır.

Kuru kuru aşk karın doyurmaz yavrum! Sırılsıklam aşık olmak lazım!

Aşk bir sudur, içir içir kudurt!

Aşk karın doyurmaz yavrum! Ama gönül doyurur...

Birinci derece yanıklar: Platonik aşıklar!

Aşk bir iddiadır ve henüz ispatlanmamıştır.

Kelimeler yetmiyorsa aşkını tarif etmek için, yeni kelimeler üretmelisin!

Aşk bilimsel bir olgudur, kalp boşluğuna dolgudur.

Hiç pas vermiyorsun, çok bireysel takılıyorsun, halbusi aşk takım oyunudur, galibiyetimizi riske atıyorsun!

Kimileri aşık olur, kimileri aşk olur...

Aşk kadını, aşk adamı değil de, aşk insanı olmak lazım önce...

Bir garip aşk güftesiyim, daha bestelenmemiş bile...

Aşk; "Seni seviyorum!" diyebilmektir.

                                                                                                                                aygün kabuk

20 Eylül 2016 Salı

DÜŞÜNÜYORUM, ÖYLEYSE VARIM...

Düşünüyorum, öyleyse ben bir hayvanım, ee insan düşünen hayvandır!

Düşünüyorum, öyleyse hayat size güzel haamıınaa!

Düşünüyorum, öyleyse varım, ne olur beni de aranıza alın!

Düşünüyorum, öyleyse varım, düşünmeyeni yok sayarım!

Düşünüyorum, öyleyse düşünce diye bir şey var...

Düşünüyorum, öyleyse atın beni denizlereeeğğ! Yalan dünya size kalsınnğğ!

Düşünüyorum, düşünürken gülemiyorum ama ne iş? Güldürürken düşünmek diye bir şey yok bence...

Düşünüyorum, öyleyse çalsın sazlar oynasın kızlaaarrğğğ!

Düşünüyorum, öyleyse varım, yokluğumu düşünmek bile istemiyorum!

Düşünüyorum, öyleyse bir boka yaramalıyım!

Düşünüyorum, öyleyse beyin bedava!

Düşünüyorum, düşünüyorum da, öyleyse niye olmayayım? he?

Düşünüyorum  da, ben öyle düşünmüyorum, sizin için ben yokum di mi?



Düşünüyorum, düşünürken yılan bile dokunmaz! Ben n'aaptım linç edilecek!

Düşünüyorum, öyleyse varım, sen de beni düşünürsen tamamım!

Düşünüyorum, öyleyse varım, emeği geçen herkese minnettarım!

Düşünüyorum, öyleyse kafam çalışıyor ya la!

Düşünüyorum, öyleyse varım, ama siklenmiyorum, varlık içinde yokluk yaşıyorum...

Düşündürüyorum, öyleyse sayemde varsın! Bi de böyle düşün!

Düşünüyorum, öyleyse aklımı seveyim aklımı!

Düşünüyorum, öyleyse varım, seni düşünüyorum ama sen yoksun!

Düşünüyorum, öyleyse buyurun beraber olsun, paylaşalım...

Düşünüyorum, öyleyse varım! Hamdi Bey'e şükranlarımı sunarım.

Düşünüyorum, öyleyse varım, varlığım yeter zaten... Hıh!

Düşünüyorum, öyleyse siz de düşünün lan, bi mal ben miyim!

Düşünüyorum, öyleyse hayat devam ediyor...

Düşünüyorum, öyleyse düşünce özgürlüğü var... mı acaba?

                                                                                                                                          aygün kabuk


8 Eylül 2016 Perşembe

DEYİŞİK SÖZLÜK 2

TELEVİZYON: yapay zeka

KADER: hayat sınavının her bir şıkkı


SİYASET: idare edememek


ÖLÜM: bir yok olma biçimi


AYRILIK: kavuşmanın piç olması


ÇAY: sıcak ab-ı hayat


TRAFİK: yerinde saymak


ÇOCUK: taslak halindeki insan


ORMAN: ağaçların kankalığı


SEKS: dürtülerin birbirini dürtüklemesi


AŞK: sevgiyi aşmak




VEDA: gitmeyi kabullenmek


RUH: boş gezenin boş kalfası


UYKU: hayata kısa bir ara


SORU: cevabı sormak


DİN: tanrıya meydan okumak


EMEK: sömürgeciliğin hammaddesi


EVRİM: kendini geliştirmek


ADALET: hakkımı yiyen bok yesin'cilik


GÖKYÜZÜ: uzayın suratı


GENÇLİK: ömrün fragmanı


DÜNYA BARIŞI: uzaylı medeniyetlerin savaş sonrası dünyada imzaladıkları antlaşma


                                                                                                                    aygün kabuk

6 Eylül 2016 Salı

NEYSE NE

zorsa hayat
kolay olmamalı ölüm


                                             başlangıçsa ölüm
                                             son olmamalı hayat

anlamlıysa hayat
saçma olmamalı ölüm


                                             ciddiyse ölüm 
                                             komik olmamalı hayat

güzelse hayat
çirkin olmamalı ölüm


                                             erkense ölüm
                                             geç olmamalı hayat

soruysa hayat
cevap olmamalı ölüm


                                             kaybetmekse ölüm
                                             kazanmak olmamalı hayat 

esaretse hayat
özgürlük olmamalı ölüm


                                             iyiyse ölüm
                                             kötü olmamalı hayat

sebepse hayat
sonuç olmamalı ölüm


                                             kavuşmaksa ölüm
                                             ayrılık olmamalı hayat

hayalse hayat
gerçek olmamalı ölüm


                                             cennetse ölüm
                                             cehennem olmamalı hayat

eksikse hayat
fazla olmamalı ölüm


                                              yoksa ölüm
                                              var olmamalı hayat

neyse hayat
o olmalı ölüm...

                                                             aygün kabuk

5 Eylül 2016 Pazartesi

...DEDİĞİM GİBİ 3

İNSANLIĞIN DİNİ YOKTUR, İNSANLARIN DİNİ VARDIR!

Niye ömür sahibi olduğuna dair en ufak bir fikir sahibi olmadan ömür sahibi olur insan, Ölüme doğru yol almaya başlar... Ölmek için mi yaşıyoruz? Yaşadığımız için mi ölüyoruz? Ya da ölmeyelim diye mi yaşıyoruz? Hani en azından süreyi uzatırız bir umut... Şu an ölmediğimiz için mi yaşıyoruz? Daha mantıklı gelebilir diğer sorulara göre ama bu da diğerleri gibi bazen saçma, bazen mantıklı... Öleceğimiz için ya da şu anlık ölmediğimiz için, her neyse, bunun için mi bunca zahmet? Aldığımız nefesler, karnımızı doyurma çabası, aşık olmamız... Şu girdiğimiz zahmete bir bakın!

İnsanlık tarihi boyunca sorulmuş belki de en klişe ve cevabı en zor olan sorudur "Niye yaşıyoruz?"
Bu soruyla inandık ya da inanmadık... Bu soruyla aradık, bulduk, bulduğumuzu sandık, bulamadık... Bu soruyla girdik bir yola, gizemi çözmeye buradan başladık. Bu soruyla bir yaratıcı tartışmasına daldık... "Niye yaşıyoruz?" un varış noktası ya da çıkış noktası "Bir yaratıcı var mı?" sorusu...

Cesaretli olanlar ya da şanslı olanlar -soru sorma özgürlüğü olan bir ailede, bir toplumda yaşayanlar- bu soruyu sordu, soruyor ve soracaklar... Kendinden emin olanlar ve yine şanslı olanlar -umurunda olmayanlar(!)- sormuyor bile... Sorunun cevapsız kalması pek bir olası... Bu mu korkutuyor acaba? İşin sonunda bilinmezlik var diye mi tenezzül edilmiyor soru sormaya... Çok mu işimiz var, bununla uğraşacağız şimdi ya da? Bu sorunun önemsiz olduğunu iddia edecek kadar aklımızı fikrimizi yitirmiş olamayız değil mi? Merak edenler -ki herkes merak eder herhalde- sorar ve cevabını arar. Merak edip de merakını umursamayanlar -ki nasıl olacaksa bu!- ört bas eder kafasındaki soru işaretini ya da aceleci bir seçim yapar ya da erteler...

Soru hep aynıdır ama her cevap her insanda değişir. Her cevap o insanı ilgilendirir. Her cevabın sorumluluğu cevabın sahibinin kendisindedir. Her koyun kendi bacağından asılır, asılmalıdır da!

Sorunun aynı olmasının dışında çok daha önemli ortak bir noktamız var; yaşamak! Yaşıyor muyuz, yaşıyoruz! İhtiyaçlarımız var. Sevdiklerimiz var. Güldüklerimiz, ağladıklarımız var. Yapmak istediklerimiz, kaçtıklarımız var. Korktuklarımız, kızdıklarımız var. En nihayetinde insanlığımız var! Farkında olmayan yoktur herhalde, hepimiz insanız! İstisnasız! Bir insan olarak kendimiz düşünebiliriz, kendimiz sorabiliriz, kendimiz cevaplayabiliriz, kendimiz söyleyebiliriz, kendimiz bir yol çizebiliriz... Her şeyi kendimiz yapabiliriz ve bu yaptıklarımız kendimizi bağlar, bağlamalı da... Ama insanlıktan bahsediyorsak eğer insanlık; sadece kendi fikirlerimize indirgenecek kadar basit bir kavram değil!

İnsanlık; insan üstü bir kavramdır...

DEDİĞİM GİBİ; insanlığın dini yoktur, insanların dini vardır!

                                                                                                                               aygün kabuk

1 Eylül 2016 Perşembe

GAİP BİLİNMEDİKSES'İN ZİYARETİ

Üniversiteyi zor da olsa henüz bitirebilmiş, üç yıldır beraber olduğu kızla evlilik planları yapan, babası emekli yaşlı bir hasta ve annesi toprak altında olan, bu yaşına gelene kadar hiç bir kulübe başvurmamış ama hayatı boyunca futbolcu olma hayaliyle yanıp tutuşmuş, öğrencilik yıllarında mezun olduktan sonra karşılaşacağı geçinme meselesini ticarete atılıp kendi işini kurarak çözmeyi umut etmiş, yaratıcının varlığı ya da yokluğuna dair kesin bir kanısı olmayan, kendi iç dünyasındaki hesaplaşmalarla boğuştuğu yetmezmiş gibi memleket ve dünya meselelerinin can acıtan saçmalıklarıyla da boğuşmaya çalışan, şu  sıralar yaşadıkları ve yaşayacakları bir yana karnını doyurmak ve birlikte yaşayacağı olası gibi görünen sevgilisini de aç bırakmamak için bir iş aramakta olan genç adamı ziyarete geldi Gaip Bilinmedikses... 

Genç adam; üzerinde ufacık bir hareket edilmesiyle bile gıcırdayan yaylara sahip ve en az kendisiyle aynı yaşta olan, çarşafı alt kısmından avuç içi büyüklüğünde yırtılmış -çarşafın yırtık kısmı yatağın kenarlarına sokularak ört bas edilemiyorsa en azından yatağın ayak uzatılan alt kısmına denk getirilmelidir- yatağında uzanmış, sanki ayakta durur gibi kollarını bağdaş yapmış vaziyette düşünürken çıkageldi Gaip Bilinmedikses...

Sanki onun hayatının, o evin bir parçasıymış gibi daldı durumun içerisine "Ne yapmak istiyorsun?" diye seslenerek... Genç adam yadırgamadı bu sesi ve bu soruyu. Çünkü gayet mantıklı ve gerçekçiydi, hemen cevabını düşündü... "İş arıyorum işte!" dedi. "Ne isteyeceğim amına koyayım! İş bulup para kazanmak, evlenmek, karnımı doyurmak falan filan ulan işte!" Gaip Bilinmedikses peş peşe birçok soruyla devam etti. "Bu mu yani? Yapmak istediklerin bunlar mı yani?" "Yaşamak nefes alıp vermek mi sadece, karnını doyurmak mı, eşinle sevişmek mi sadece?" "Hani çözülemeyen sorular? N'oldu? Cevapsız mı bırakmaya karar verdin?" "Hadi futbolculuğu bir kenara bıraktık, yaşın geçti zaten siktir ettik onu! Ya kendi işinin patronu olmak? Sermaye yok'un bahanesine sığınmak kolay, hiç uğraştın mı peki? Neyi araştırdın da neyi hesapladın da, neye göre neyden vazgeçiyorsun?" "Ülke siki tutmuş, siyasetin götü başı dağılmış, hani? Duyarlı vatansevere n'oldu? Her haltı bir kenara bıraktın da şimdi kendi derdinin peşine mi düştün? " "Kimin için yaşıyorsun lan sen?" diye bağırdı ve sustu. Genç adamı sonuncu sorunun soru işaretinin kancasıyla ensesinden yakalayarak duvara astı. Ancak doğru cevabı bulabildiğinde kanca kırılacak ve genç adam kurtulabilecekti. Kollarının bağdaş halini bozmadan sol tarafına doğru yan yattı ve dizlerini de göğsüne doğru çekerek düşünmeye başladı.

Kız arkadaşı için mi? Babası için mi? Vatanı için mi? Tanrı için mi? Kardeşleri için mi? Dostları? Doğmamış çocukları? Dünya barışı? Çok iddialı gelmiş olacak ki bu sonuncusu, sırıttı sevimsiz bir şekilde... Saymaya devam etti, arkadaşları için? Hiçbir şey için? Bu da olabilirdi, aslında hiçbir şey için, hiç uğruna... Kimin için? Düşünmeyi bırakıp sesli bir şekilde kendi kendine söylendi "Bi ben kaldım geriye lan!" Sanki bir matematikçinin yıllardır üzerinde uğraştığı bir problemi çözmesinin zaferi yüzüne yansımış halde "Evet lan! Kendim için! Başka ne olacaktı ki! Tabi ki kendim için yaşıyorum!" diye bağırdı. Tanıdığı veya tanımadığı başkaları için istediği iyi ve güzel şeyler bile aslında kendisi içindi. Kendisini iyi ve huzurlu hissetmek ihtiyacından olmalıydı her şey... Gaip Bilinmedikses azarlayıcı bir ses tonuyla "Oğlum cümleler ağzından çıkmasın, kafanın içinde konuş!" dedi. "Duymuyorum ben seni öyle!" Genç adam az önce sesli bir şekilde kurduğu cümleleri sadece içinden kurdu... Kanca kırıldı ve yere düştü kendi kafasının içinde...

                                                                                                                                               aygün kabuk